Busee
by on November 3, 2019
336 views
Bülbülü Öldürmek   “İstediğin kadar saksağan vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır.”   Bülbülü Öldürmek uzun zamandır okumak istediğim ancak okumayı sürekli ertelediğim bir kitaptı. Okumaya başlar başlamaz da kendimi bambaşka bir coğrafyada buldum. Bülbülü Öldürmek; keşke hiç bitmese dediğim, bitirdiğim gün özlemeye başladığım ve anısı içinimde her daim taze kalan kitaplardan. 1930’ların Alabama’sında geçen bu eserin içinde hayata dair pek çok ipucu bulmak mümkün. Roman temelde Scout adlı anlatıcı karakterimiz, onun kendisinden bir kaç yaş büyük ağebeyi Jem, yakın arkadaşları Dill ve avukat olan babaları Atticus’un hikayesini içermekte. Bu dört ana karakter çerçevesinde; ırkçılık, adalet, özgürlük, eşitlik, cinsiyet, ayrımcılık, büyümek ve ergenlik gibi hassas konuları sade ancak çok etkili bir dille ele alıyor yazar.Roman otobiyografik bir tarzda ve kahramanı olan Scout’un ağzından yazıldığı için romanın genelinde çocukca bir bakış açısı hakimdir. Temal olarak iki bölümden oluşan kitabın birinci bölümde, kendi ailesini nereden geldiklerini ve genel özelliklerini fazla teferruata inmeden tanıtır. Kasabayı, kasabadaki ilginç olan Radley ailesini tanıtır. Boo adında Radley’lerin bir çocuklarının kayboluşu, Radley’lerin evden dışarı çıkmayışı ve evlerinin kapısının sürekli kapalı oluşu Radley’leri kasabalıların, özellikle de çocukların gözünde bir hayalete evlerini de bir kabus haneye çevirmiştir.Bunun yanı sıra Scout ve Jem’in Dill ile tanışması, onunla birlikte geçirdikleri yaz tatili ve sonrasında okulun açılmasıyla başlayan süreç anlatılmaktadır. İkinci bölümde ise; Scout’un gözünden, haksız yere suçlanan bir zenciyi savunan babası Atticus’un yaşadıklarını, bunun çocuklara nasıl yansıdığını ve Jem’in ergenliğe girişini görüyoruz. Bu yazımda romanı özetlemekten ziyade karakterler hakkında konuşmak istiyorum. Öncelikle belirtmem gerekir ki, romanı okurken beni en çok etkileyen karakter Atticus oldu. Atticus, “iyi bir insan nasıl olmalıdır?” ve “nasıl iyi bir baba olunur?” sorularının yanıtını veriyor bize. İnsanları olduğu gibi kabul eden, onları anlamaya çalışan, yargılamayan ve çocuklarına da bunu öğütleyen bir adam. Örneğin kızı öğretmeninin kendisine davranışları nedeniyle okula gitmek istemediğinde, ona şu şekilde öğüt vermekte; “… basit bir sırrı öğrenirsen her türlü insanla anlaşman kolaylaşır, Scout. Bir insanı anlayabilmek için o insanın baktığı açıdan bakmayı becerebilmelisin. Kendini onun yerine koyup her şeyi onun gördüğü gibi görmelisin.” to-kill-a-mockingbird2_9855Bu aslında hepimizin bildiği basit bir kural ancak uygulama aşamasında çoğu zaman tembelliği tercih ediyoruz. Tembellik ettiğimizi düşünüyorum çünkü empati kurmak aslında düşünsel olarak zaman alan ve günümüzün ‘benmerkezci’ dünyasından uzaklaşmayı gerektiren bir süreç. Romanda da Atticus’u ve onun çocuklarını kasabalılardan ayıran en temel özellik de bu aslında. Atticus sadece çocuklarına öğüt vermekle yetinmeyip aynı zamanda yaşayışıyla da onlara rolmodel olmakta. Örneğin kasabanın yargıcı gelip tecavüz suçuyla yargılanacak olan Tom Robinson’un avukatı olmasını istediğinde onu reddetmiyor, aksine tüm kasabanın kendisine ve ailesine cephe alacağını bile bile bunu kabul ediyor. Hatta çocuklarının kasabalıların etkisinde kalmasından korkmasına rağmen ilkelerine sahip çıkmayı tercih ediyor. “Ama bu davayı almasaydım çocuklarımın yüzüne bakabilir miydim sanıyorsun? … Tek umudum, tek duam Jem’le Scout’un öfkeye kapılmadan bunu atlatması, en önemlisi de bunu Maycombluların alışılagelmiş hastalığına kapılmadan yapmaları. Bir siyahiyke ilgili bir şey olduğunda aklı başında insanların neden akıllarını kaçırdıklarını anladığımı söylesem yalan olur… Umarım Jem ile Scout bir cevap aradıklarında kasabada konuşulanları dinlemek yerine bana gelirler.” Irk ayrımının çok derinden hissedildiği yıllarda Alabama bölgesinde böyle bir cümleyi kurabilmek gereçekten cesaret ve dürüstlük gerektirir diye düşünüyorum. Atticus Finch aslında bize en temel insan hakları kuralını hatırlatıyor. Renkleri, dilleri, dinleri, cinsiyetleri, cinsel yönelimleri, ırkları ne olursa olsun bir insanı diğer bir insandan üstün kılacak hiç bir sebep yoktur. Atticus dışında romanın anlatıcısı olan Scout da sizi okurken etkileyen karakterlerden birisi. Olayları ve hayatı onun bakış açısından görmek, “büyük”lerin algısındaki kusurları daha net fark etmemizi sağlıyor. Çünkü herhangi bir içten pazarlık ya da hesap olmaksızın, masum ve düz bir çocuk bakışı ile olaylara baktığımızda aslında her şey olduğundan çok daha basit ve çözülebilir görünebiliyor. Romandaki etkileyici sahnelerin neredeyse tamamı  çocuk masumluğu üzerine kurulmuş. Örneğin; mahkemede Tom Robinson’un davalı tarafın avukatı tarafından sorgulanması sırasında Dill kendisini kötü hisseder ve Scout ile mahkeme salonunun dışına çıkarlar. Dill’in kendisini kötü hissetmesinin nedeni aslında davacı avukatın sanık Tom Robinson’la konuşma ve  tavrının kabalığıdır. Dill, kimsenin bir başkası ile bu şekilde konuşmaya hakkı olmadığını düşünmektedir. Hatta dışarda karşılaştıkları Bay Raymond da bunun farkındadır ve onlara şöyle der: “ Çünkü sizler çocuksunuz, anlayabilirsiniz… Olup bitenlere şu oğlanın henüz aklı ermiyor, biraz daha büyüsün midesi de bulanmaz, ağlamaz da. Belki de her şeyi doğru bulmasa bile ağlamaz. […] Bazı insanların hayatlarını bazı insanların hiç düşünmeden cehenneme çevirmesine ağlamazsın. Siyah insanların hayatlarını beyaz insanların, bir an olsun onların da insan olduklarını düşünmeden cehenneme çevirmesine ağlamazsın.” Ben bu yazıda çocuk masumluğuna güzelleme yapma amacında değilim. Ancak şu parantezi açmadan da geçmek istemiyorum; sadece roman üzerinden kendi hayatıma baktığımda pek konuda ‘hissizleşme’ye başladığımı üzülerek fark ettim. Artık bir savaşta anlamsızca hayatını yitiren bir insan için samimi olarak eskisi kadar üzülemiyorum. Bunu bir özeleştiri, masumiyet kaybı, hisssizlik hatta kötülük olarak okuyabiliriz. Öte yandan temel bir savunma mekanizması olarak da kabul edip üstünü örtebiliriz. Hangisinin doğru ve olması gereken olduğunu açıkçası ben bilmiyorum. Her sabah gazeteyi açıtığımda, internette dolaştığımda karşıma çıkan pek çok ‘ağlanması gereken’ haberle karşılaşıyorum ve bunların sadece marjinal olanlarına gözlerim dolabiliyor. Gittikçe o ‘marjinal’in önüne ‘daha’, bir tane daha ‘daha’ eklemek gerekiyor. Köreliyoruz. Bu parantezi daha da uzatmadan kapatıp kitaba dönmek istiyorum. 120130105649-mockingbird-1-horizontal-galleryRoman hakkında daha söylenebilecek çok şey ve anlatılması gereken çok karakter var. Ancak onların hepsini burada yazmak romanı okumak isteyenlere haksızlık olabilir. Yine de eser hakkında birkaç bilgi vermeden yazımı sonlandırmak istemiyorum. Roman 1960’da yayımlandıktan sonra 1961 yılında sinemaya uyarlanıyor. Senaryosunu Horton Foote'un uyarlayıp yazdığı Robert Mulligan’ın yönettiği,  önemli rollerinde Gregory Peck, John Megna ve Frank Overton paylaştığı 1961  de vizyona giren  filmin yapımcısı Alan J. Pakula'dır. Film sekiz dalda birden aday gösterildiği  1963 Nobel- Akademi Ödülleri'nden-  "en iyi erkek oyuncu", "en iyi sanat yönetimi" ve "en iyi uyarlama senaryo" dallarında olmak üzere üçünü kazanmıştı. Ayrıca Cannes Film Festivali'nde Robert Mulligan'a "Gary Cooper Ödülü" verilmişti.Film özgün müziği de  Altın Küre ödülünü kazanmıştır Bülbülü Öldürmek romanın filmi " ABD de "kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli" filmler arasına seçilmiş ve Kongre Kütüphanesi'nin "Ulusal Film Arşivi"nde muhafaza edilmesine karar verilmiştir.”  Ayrıca roman 1961 yılında Pulitzer Ödülü’nü de kazanmış. Sonsöz olarak şunu söylemek isterim ki, bu eser her insanın okuması gereken bir roman. Ben okumak için geç kaldığımı bile düşünüyorum.Bir çırpıda bitirmek isteyeceğiniz, okurken kendinizi bir anda olayların içinde buluvereceğiniz, bittiğinde de geri dönüp tekrar tekrar okumak isteyeceğiniz eşsiz bir eser. Hatta öyle ki en sevdiğim romanlar listesine tepeden giriş yaptı bile. İlk fırsatını bulduğunuzda mutlaka okumalısınız. “Yalnızca tek bir insan türü varsa, o zaman neden hiç geçinemiyorlar? Hepsi birbirine benziyorsa, niçin özel bir çaba harcayarak birbirlerini aşağılıyorlar, Scout, galiba bir şeyleri anlamaya başlıyorum. Galiba Öcü Radley’in bunca zamandır evden çıkmamasını anlamaya başlıyorum… Dışarı çıkmamak istediği için evde kalıyor.”
Posted in: What is
Be the first person to like this.