Busee
by on December 29, 2019
261 views

Öncelikle biraz yazarımızdan bahsedelim. .

Zeynep Selvili Çarmıklı 

Son zamanlarda yazdığı kitaplar ve yaptığı programlarla programlamlarla adından çokça söz ettiren yazarımız26 Haziran 1987 yılında İzmir’de doğmuş. Çocukluk yıllarında hayali balerin olmaktır ancak çok sevdiği köpeği hastalanınca balerinlik hayalleri yerini veterinerliğe bırakır.  İzmir Saint-Joseph Fransız Lisesi’nde okurken yaz dönemleri gittiği Princeton ve Georgetown üniversitelerinde Psikolojiye merak salar yazarımız ve bu durumda annesinin her zaman kullandığı “Her şey insanlar için.” Sözünün büyük etkisi olabileceğini dile getirir.

 

Saint Joseph Fransız lisesine giden Zeynep Selvili Çarmıklı Miami Üniversitesinde Sinema ve Psikoloji çift ana bilim dalını bitirmiş ve oldukça başarılı bir eğitim hayatı olmuştur. Sonrasında New York  Üniversitesinin  Uygulamalı Psikoloji Bölümünde yüksek lisansını yapar sevgili yazarımız.

Amerika’da bulunduğu süre zarfında kendini geliştirmeye çalışan Zeynep Selvili Çarmıklı ilk olarak bilişsel ve davranışçı terapi ile depresyon tedavisi ve davranışsal aktivasyon alanında eğitim alır. 

Daha sonra New York’ta problem çözme tedavisi, travma sonrası terapi ile aile terapisi, çocuk ve ergenlerde intihar ve uygulamalı pozitif alanında kendini geliştirir.

2012 yılında kesin dönüş yaptığı Türkiye’de internet üzerinden psikolojik içerikli bir program yapmıştır. Bu programda her hafta izleyicilerin merak ettiği sorulara, kendini geliştirmek isteyen bireylere yönelik yardımlarda bulunur.

“Bilinçli Farkındalık” ve “Öz-Şefkat” konularına odaklanarak “Kabul ve Kararlılık Terapisi”, “Şefkat Odaklı Terapi” ve “Öz-Şefkatli Farkındalık” konularında pek çok uluslararası eğitime ve seminerlere katılır. 2017 yılında Türkiye’nin ilk “Öz-Şefkatli Farkındalık” eğitmeni olmaya hak kazanıp Bahçeşehir Üniversitesi’nde “Öz-Şefkatli Farkındalık” eğitimini vermeye başlar.

Kendi kendisinin en iyi ve en yakın arkadaşı olmaya devam eden Zeynep Selvili Çarmıklı, Psikolojik kuramların temeliyle kendi hikayesini harmanlayıp yazdığı Pembe Fili Düşünme isimli kitabı ile 2018 yılının en çok okunan yazarları listesinde yerini almıştır.

 

 

 

Pembe fili düşünmemem gerekiyor. Tamam, o zaman kocaman, gri bir balina düşünürüm. Pembe fili düşünme. Balinalardı değil mi su püskürten? O kadar zaman nefeslerini mi tutuyorlar, ne yapıyorlar? Pembe fili düşünme. Geçenlerde aldığım kitabı da düşünebilirim. Pembe fili düşünme. Çok heyecanlıyım başlamak için. Pembe fili düşünme. Pembe fili düşünmemem lazım. Acaba kaç defa düşündüm? Pembe fili düşünme.

Böyle de düşünmemem lazım galiba. Pembe fili düşünme. Pembe fili düşünme. Mini mini bir kuş donmuştu, pencereme konmuştu. Pembe fili düşünme. Of kaç dakika oldu acaba? Pembe fili düşünme. Dakika tutmayı unuttum galiba. Pembe fili düşünme. Pembe fili düşünme. Acaba telefonum nerede? Kılıfı da pembe! La la la la. Pembe fili düşünme. Pembe fili düşünme.

 

 

 

İlk panik atağımı 28 Kasım 2006’da Miami’de üniversite ikinci sınıftayken geçirdim.

 

 

Bu cümle ile başlar Pembe Fili Düşünme.  Yazarımız ilik panik atak geçirdiği andan başlar serüvenlerini anlatmaya ve psikolog  olduğu ana kadar devam eder bu süreç. Yazarımızın kendi deyimiyle “bir kişisel gelişim değil, kişisel kabul” kitabı olan Pembe Fili Düşünme beş bölümden oluşur ve nasihatlar verip ‘sen her şeyi başarabilirsin’ tarzı bir dil kullanmaktan ziyade kendi kabulleniş sürecini, deneyimlerini ve konu ile ilgi örnekleri sunar bize Zeynep Selvili Çarmıklı.

Yazarımız ilk panik atağını geçirdiğinde bu olayı o kadar yoğun yaşar ki kalp krizi geçirdiğini düşünür bir arkadaşının yardımı ile alalacele hastaneye koşar ve orada yaşadığı şeyin kalp krizi değil bir panik atak krizi olduğunu öğrenir önce. Sonrasında ise işler biraz sarpa sarar. Çünkü yazarımız korkmuştur ve bu korku ile eve kapatır kendisini, dış dünyadan yani kendisine tekrar panik atak geçirebilecek her şeyden soyutlar kendisini. Düşüncesinde şu vardır evde de geçirebilir evet ama dışarıda olacağına evde olsun! Durum o kadar ciddi bir boyuta ulaşır ki okulunu bırakma aşamasına gelir yazarımız. Bu şekilde kaçarak, sakalanarak uzun bir zaman geçirir ve aklında sürekli şu cümle vardır ‘ya yine panik atak geçirirsem.’

Ve neyse ki sonunda şunu öğrenir; duygularını bastırmak, onlardan kaçmak doğru değildir, onlarla yüzleşmek gerekir.

Zihnimizin en karanlık noktasına yer etmiş ve sürekli onlardan kaçarak daha derine atmaya çalıştığımız tüm o duyguları, acıları, mutsuzlukları, hatıraları gün yüzüne çıkarıp onlarla yüzleşmemiz gerektiğini söyler bize yazar. Zira insanı insan yapan tüm yaşadıkları ve tüm duygularıdır.

Beynimizi bir şeyi düşünmemek üzerine programladığımızda bir süre sonra düşündüğümüz tek şeyin aslında düşünmemek istediğimiz şey olması kaçınılmaz bir hal alır. Kitabın adı da oradan gelmekte aslında. Hatta kitabın ilk bölümünde yer alan kısımlardan birin de, Pembe Fili Düşünme! Komutunun aslında yalnızca onu düşünmeye yaradığını ve bundan nasıl kaçınacağımızı açıklayıcı örneklerle anlatmakta yazarımız.

Bilinçli farkındalık, Öz-şefkat, Kabul ve Kararlılık…

Bu üç kavram üzerine kurulmuş kitabın ana teması. Korkularımızın farkına vararak onları kabullenmemiz gerektiğini söyler bize yazar ve ekler korkularımızı kaçarak değil ancak kabullenerek yenebiliriz.

Kitabın ikinci bölümüne geçildiğinde ise etiketlerden bahseder yazarımız. Hayatımız boyunca birileri tarafından veya kendimiz tarafından oluşturulmuş etiketlerimizin (güzel, çirkin, başarılı, aptal, cesur, akıllı, korkak…) aslında bizim üzerimizde bıraktığı etkiden bahsediyor yazarımız. Bu etiketler gerçekten de bizim için iyi birer yol arkadaşı mı yoksa bizi bir kutuya tıkmaya çalışan gardiyanlar mı? Bu konuyu ele alırken de yine kendi hayatından örnekler vermeyi ihmal etmiyor yazarımız. Katıldığı bir seminerde yaşadıklarını anlatarak etiketlerin hayatımızdaki rolünü kavramamıza yardımcı oluyor. Ve tabi en güzel kısmı da örnek olaylara bağlı olarak kitabı bir kenara bırakıp deneyler yapmamızı istiyor bizden yazarımız.

Dünyadaki en acımasız sesin bizi sorgulayan, her hatamızda ‘sen ne yaptın’ diye nağralar atan sesin yani iç sesimizin olduğunu söylüyor bize yazar. Bu ses bizi yaptığımız her hatada kendimizi sorgulamaya iter diyor ve ekliyor onu dinledikçe hata yapmaktan korkarız ve zamanla da hiçbir girişimde bulunmamaya başlarız. Peki o içsesi ve çevremizde sürekli bizi sorgulamak için bekleyenleri nasıl susturacağız?

Çocukluğunda annesi ile olan bir anısından bahsediyor bu kısımda yazarımız, aslında o iç sesin nasıl doğduğundan. ‘Şevkatli bir dost eli’ uzatıyor yazar bize bu her alanıyla içimizi ısıtan kitapta. Kitabın her sayfasında, her satırında kendimizi bulmamız mümkün. O kadar bizden ki kitap hatta o kadar da biz aslında. Çevirdiğimiz her sayfada, okuduğumuz her satırda, yazarımızın her anısında kendimizden bir parça buluveriyoruz hemen. Çünkü yaşananlar ortak, acılarımız, mutluluklarımız, kaygılarımnız, korkularımız o kadar benzer ki birbirine onun anılarını okurken birden kendi anılarımız canlanıveriyor gözümüzün önünde.

Hayatımız boyunca bizi çıkmaza sokan, takılıp düşmemize sebep olan hatta bazen düştüğümüz yerden kalkmamıza bile engel olan her türlü zorluğu aşabilmemiz için adeta rehber niteliğinde bir kitap. Ama bilinenin aksi bir durum var var bu kitapta.  “Onu şöyle yaparsan böyle olur” gibi emir kipleri ya da yönlendirmeler yok bu kitapta, hatta okurken hiç tanımadığımız bir beni ortaya çıkarmamızı da söylemiyor kitap bize. Bunun aksine tanıdığımız, var olduğunu bildiğimiz hatta çoğu zaman korkup kaçmaya çalıştığımız benle yüzleşip, onu kabullenmenin yollarını sunuyor bize tüm içtenliğiyle.

Çirkin ya da güzel, başarılı ya da başarısız, çalışkan ya da tembel her ne isek kendimizi kabul yoluna giriyoruz bu kitap ile. Bu zamana kadar beğenmediğimiz her yönümüz ile kucaklaşıp onu sevmeye başlıyoruz. Hayır öyle önyargılı bakmayın hemen! Kitabı okurken o kadar kendimizi buluyoruz ki her cümlede bunu istemesek de, inanmasak da yapıyoruz.

Kitap aslında bize mükemmel olmadığımızı ve hatta ne kadar uğraşsak da mükemmel olamayacağımızdan bahsediyor. Evet belki mükemmel değiliz ama neden şikayet etmek yerine kendimizle barışık olmayı, her koşulda kendimizi sevmeyi denemiyoruz? Mükemmel olmasak da kendimizi sevdiğimiz taktirde yaptığımız her işin en iyisini yapacağımızı anlatıyor yazar bize. Ve tüm bunları da alalade bir dille, üstten bakarak değil kendi hayatına dair eğitiminden, katıldığı seminerlerden hatta çocukluğundan örnekler vererek anlatıyor ve aslında kitabı bu kadar sevip benimsememizi de bu içtenlik sağlıyor. Çevirdiğimiz her sayfada içimiz biraz buruk, bazen mutlu ve ne olursa olsun huzurlu bir şekilde hak veriyoruz yazara.

Hayatımızın zor bir evresinden geçiyorsak eğer Öz-şefkat bize iyi gelecek olan tek şey diyor Zeynep Selvili Çarmıklı. İçinize dönün, kendinizi motive din, öz-şefkate sarılın diyor. Bizim en büyük destekçimiz, başarı sebebimiz şefkat ve onu hayatınızdan eksik etmeyin diyor.

Ve kitabın son bölümünde en önemlisi değerlerimizden bahsediyor. En çok da hedeflerle karıştırdığımız değerlerimizden. Değerlerimiz bizim iskeletimizdir diyor ve ekliyor; “Değerlerimiz hep bizime kalır ve yol gösterir. Hedeflerimiz ise daha ziyade gelecek odaklı ve bir yandan gözlerimizi gelecekteki belirli bir noktaya dikip ilerlerken diğer yandan da gündelik yaşantımızda değerlerimizi yaşayabilmemize yardımcı olur.”

Kısacası her açıdan, başucu yapabileceğiniz bir kitap. Kendi içinizde sorunlarınız varsa ve çözemiyorsanız, boğulacak ve kaybolacak gibi oluyorsanız sizin için rehber niteliğinde bir kitap yazmış Zeynep Selvili Çarmıklı. Bölümler halinde yazılmış olması, tekrar tekrar açıp, istediğiniz, ihtiyaç duyduğunuz konuyu rahatlıkla bulup okumanızı sağlayacak. Eğer şu an zor bir süreçten geçiyorsanız ve kendinize çözüm önerisi olan bir sohbet arkadaşı arıyorsanız Pembe Fili Düşünme’yi bir deneyin derim. Yolunuzu bulmanıza yardım edeceğine inanıyorum.

Posted in: What is, Who is, Education, Health
Be the first person to like this.